Dropbox birden fazla bilgisayar, telefon veya tablet üzerinde senkronize bir klasör sahibi olmanızı saÄŸlayan, bu klasörden istediklerinizi baÅŸkalarıyla paylaÅŸarak, üzerinde ortak çalışma ÅŸansı sunan, son zamanların en güzel yazılım çözümlerinden biri. Biraz daha açmak gerekirse; Dropbox’a ücretsiz üye olup, bilgisayarınıza kurduÄŸunuzda, Belgelerim altında bir klasörünüz artık devamlı Dropbox sunucularına yedeklenmeye baÅŸlanıyor. Aynı üyelikle baÅŸka bir bilgisayara daha(mesela iÅŸ bilgisayarınıza) Dropbox kurduÄŸunuzda, aynı dosyalar otomatik olarak buraya da kopyalanıyor. Herhangi bir bilgisayarda bu dosyalarda bir deÄŸiÅŸiklik yapıldığında, diÄŸer baÄŸlantılı bilgisayarlara da otomatik yansıtılıyor.
Bu tür teknoloji aslında yeni sayılmaz. Uzak disklerin bilgisayara baÄŸlanması ve bu disk üzerinde çalışmak daha önce de kullanılan bir yöntemdi ancak Dropbox iÅŸi oldukça kolaylaÅŸtırdı. Aynı dosyalara web tarayıcısı üzerinden, iPhone ve Android uygulamaları sayesinde mobilden de eriÅŸebilmek de Dropbox’ı temel ihtiyaç maddesine dönüştürebiliyor.
Bense bu yazıda size Dropbox’ın komut satırı istemcisinin saÄŸladığı bir nimetten bahsetmek istiyorum.
Blog yazmaya baÅŸladığım yaklaşık 6 yıl öncesinden itibaren, blogumun kiÅŸisel ve teknik içeriÄŸinin bir arada sunuluyor olmasından rahatsızlık duymuÅŸumdur. Zira websayfamda yazdıklarımı takip etmek isteyenlerin bir kısmı çalışma arkadaÅŸlarım veya ilgilendiÄŸim teknik mevzularla ilgisi olan yazılımcı topluluÄŸu iken, diÄŸer bir kısmı ise, ailem, okul arkadaÅŸlarım, deÄŸiÅŸik hobiler vesilesiyle tanıştığım kiÅŸiler veya bir ÅŸekilde internet ortamında beni tanıyanlardan oluÅŸuyor. Hal böyle olunca, siteye teknik bir yazı eklediÄŸimde teknik mevzulara uzak bir çok takipçi için gereksiz ve manasız bir içerik önlerine düşüyor. Tam tersi ÅŸekilde, sanatla veya gündem mevzularıyla ilgili düşüncelerimi yazdığımda ise, bir çok teknik takipçim “hep böyle ÅŸeyler yazacaksan beni yorma” diye düşünüyorlardır muhakkak.
Bu problem aslında bir alanda kendini gösteren herkesin sosyal mecraları kullanması konusunda kendini gösteriyor. Bir fotoÄŸrafçı, Twitter’da yazarken, kendisini takip eden binlerce fotoÄŸraf severin baskısıyla, bir Fenerbahçe-Galatasaray eleÅŸtirisi yazmaktan çekinebiliyor. Veya tanıdık bir firmanın genel müdürü olarak tanınan ve takip edilen birinin, hesabından yemek izlenimlerini paylaÅŸması, takipçileri arasında homurdanmaya sebebiyet verebiliyor. Aslında bu probleme Google+ “çevreler” özelliÄŸiyle hatırı sayılır bir çözüm üretmiÅŸ durumda. Ancak konuyu dağıtmamak için ona girmiyorum.
Velhasıl-ı kelam, ben de artık yazacağım yazılarımı iki farklı siteye bölmeye karar verdim. Bundan böyle muratcorlu.com sitesinden teknik bir içerik sunmaya çalışacağım. Şimdiye kadar varolan ve kişisel içeriklere de sahip olan sitemi de bundan böyle muratcorlu.net adresimden yayınlamaya başlayacağım.
Bunun tüm takipçilerimi(böyle yazınca karizmatik oluyor ama aslında onlar 3 kişiden ibaretler) mutlu edeceğini ümid ediyorum.